Babamın Yaşında

murat.hakan

Yayın: · Güncelleme:

Babamın Yaşında
Babam sıska ama yakışıklı bir adamdı. Gömlekleri omuzlarına oturur, belinde bol kalırdı. Saçlarını geriye tarar, öksürükten gözleri yaşardığında kimse görmeden mendiliyle silerdi. Onu hep hasta hatırlıyorum. Sabahları banyodan öksürüğü gelir, sonra kapı açılır; yüzünü yıkamış, yakasını düzeltmiş hâlde çıkardı. Biraz önce duvara tutunduğunu bilmesem iyileştiğine inanırdım. Sigara içerdi. Ceketinin cebinde ezilmiş bir paket taşır, hastaneden döndüğümüz günlerde balkonda daha uzun kalırdı. Ona kızardım. Yanına oturmak yerine içeriden izlerdim. Yanlışların içinde güzel kalmış adamlardandı. Dostlarına kolay inanır, kırıldığında susardı. Özür dileyeceği zaman evde bozuk bir şey arar, sabaha kadar onunla uğraşırdı. Ben tamir edilmiş çekmeceye bakıp yalnızca çekmeceyi görürdüm. Annem zengindi. Ev onun, yazlık dedemindi. Hayatın sıkıntılarıyla arasına koyabileceği bir para hep vardı. Babam için en iyi doktoru bulur, ücretini öder, sonra arkadaşlarıyla buluşmaya giderdi. Babamın dönüş yolunda neden sustuğunu sormazdı. Ben de sormayı ondan öğrenemedim. Babamla Kadıköy’e giderdik. O kitapçıları dolaşır, ben kapıda beklerdim. Çıkınca elini omzuma koyardı. Çocukken o el yetiyordu. Büyüyünce ikimiz de bir şeyler söylemek zorunda kaldık; beceremedik. ⸻ 2001’de işimi kaybettim. Ülkede dükkânlar kapanıyor, fiyat etiketleri değişiyor, herkes tanıdığı bir işsizi anlatıyordu. Otuz yaşındaydım. Evliydim, çocuğumuz olacaktı. Annem para gönderiyor, ardından hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğini söylüyordu. Babam bir gün beni Kadıköy’e çağırdı. Küçük bir çay ocağına oturduk. Üşüdüğü için paltosunu çıkarmadı. Elindeki romanı masaya koydu. Ben borçları, başvuruları, anneme muhtaç olmaktan duyduğum utancı anlattım. O, çay bardağını iki eliyle tutup dinledi. Sonunda elini kitabın üzerine bıraktı. “İnsan bazen eve ekmek götürürken kendini yolda bırakır.” Bana nasihat ettiğini sandım. Annemin evinde oturan bir adamın geçim derdi hakkında ne bilebileceğini düşündüm. “Sen bunları düşünmek zorunda kalmadın tabii,” dedim. Elini kitabın üzerinden çekmedi. Bir şey söyleyecek gibi oldu, vazgeçti. Çaylarımızı bitirdik. İskeleye yürüdük. Ayrılırken eve varınca haber vermemi istedi. O konuşmaya bir daha dönmedik. Babam ertesi yıl öldü. ⸻ Kitabını elli iki yaşıma girdiğim hafta okudum. Onun öldüğü yaştaydım. Yarım kalmış işlerim, ödenecek borçlarım, konuşmak için sonraya bıraktığım bir oğlum vardı. Maaşım yükseliyor, market poşetleri hafifliyordu. Akşamları bilgisayarın başından kalkamıyor, yorgunluğumu evdekilerin anlamasını bekliyordum. Babamın romanı yıllardır raftaydı. Kapağındaki bant sararmıştı. Yüz on sekizinci sayfada o cümleyi buldum. Altını kurşun kalemle çizmişti. Bölümü baştan okudum. Kitaptaki adam oğluna yaptığı yanlışları, vazgeçtiklerini, evinde giderek nasıl sessizleştiğini anlatmaya çalışıyordu. Oğluysa kendi derdinden başını kaldıramıyordu. Babamın o gün elini neden kitabın üzerine koyduğunu anladım. Kendi sözleriyle başlayamamış, başka birinin cümlesinden yardım istemişti. Ben devamını sormamıştım. Ona, anlatacak bir hayatı olmadığını söyleyip susmasını beklemiştim. Susmuştu. Kitabı kapattım. Yan odada oğlumun sandalyesi gıcırdadı. O akşam yanıma geldiğini, ekrana bakarak dinlediğim için bir süre sonra vazgeçip gittiğini hatırladım. Babamı şimdi anlıyordum. Ama bu anlayışın ona ulaşabileceği bir yer kalmamıştı. ⸻ Pazar günü Kadıköy’e gittim. Çay ocağı kapanmıştı. Sahilde oturup babamın bir fotoğrafını açtım. Vapurdaydık. Saçları dağılmıştı. İnce yüzünde, hatırladığımdan daha genç bir gülümseme vardı. Ben fotoğrafın kenarında kalmıştım. Eli omzumdaydı. Uzun süre o ele baktım. Sonra oğluma eve geldiğimde konuşabilir miyiz diye yazdım. Cevabı hemen geldi. Vapurda yanımdaki koltuk boştu. Kitabı oraya koydum. Rüzgâr kapağını açınca elimle tuttum. Babamın yaşındaydım. İlk kez onun yanında susacak kadar değil, konuşacak kadar büyümüştüm.
Tüm hikâyelere dön